top of page
  • Dilek Yıldırım (MCC) Kurucu Ortak

Hayatla Mutabakat Yapılır mı? -2-

Bir sonraki görüşmemizde tedirginlik duygusunu kontrol etmek üzerinde çalışıyoruz. Önce, yaşadığı bu tedirginliğinin sanca olduğunu kabul ediyor. Duyguyu iyice inceleyip ortaya çıktığı anda ne yapacağına, yani gölgeyi nasıl kovacağına odaklanıyoruz. Kendine yardımcı olacak yöntem geliştirerek hedefi ne yönelik bir telkin cümlesi seçiyor.

Bir süre sonra, bu yöntemin işe yaradığını paylaşıyor benimle.

Birkaç gün önce, sosyal bir ortamda genel müdürümüzün yanına gittim ve futbol konuştuk.

Harika. Nasıl hissettiniz?

Yanına gitmeden önce çok heyecanlandım, içim titredi. Bunu fark etmek işime yaradı. Duygumu kabul ettim ve kendi me telkinde bulundum.

Elini kalbinin üstüne yerleştiriyor.

Sizinle anlaştığımız şekilde içimdeki güçlü isteği, hayalimi canlandırdım gözümde.

Kocaman gülümseyip bir kolunu koltuğun arkasına atıyor.

Gerisi kendiliğinden geldi zaten. İlk kelimeyi söyledikten sonra aktım gittim.

Bu rahatlık duygusu çocuklarıyla ilişkisine de yansıyor. Büyük oğluyla sinemaya gidiyor, birlikte karar verip birlikte eğleniyorlar. Eleştirmek yerine onu sevdiğini ifade ediyor.

“Ben artık ailemi ve kendimi ihmal etmiyorum” dediğinde, güneş içeri girip ikimizi de sarmalıyor.

Önemli bir toplantıda sunacağı çalışmayı ve orada nasıl güvenle duracağını konuştuğumuz gün, bir cam obje hediye ediyor bana.

İçinde kahverengi hareleri ve küçük hava kabarcıkları olan, üstü buğulu, yumurta şeklindeki kehribar rengi cam bir obje bu. Bana uzatırken kendisiyle dalga geçer bir tonda itiraf ediyor.

Buraya gelirken bir süre sonra sizi değiştireceğimi, benim etkili olacağımı zannetmiştim. Öyle olmadı.

Söyledikleri beni şaşırtıyor.

Beni değiştirmek mi? Anlayamadım.

Karşımda hem benim için uğraşan hem de tarafsız kalabilecek biri olacağına inanamamıştım. Ben değil siz değişirsiniz, sorunlar içinde kayboluruz, diye düşünmüştüm.

İnsan beyni ilginç diyorum kendi kendime.

Bana verdiğiniz obje ne ifade ediyor? Bu düşünceyle bir ilgisi var mı?

Bu cam yumurta bana kabul etmem gerekenleri gösterdi. Ben bunu ilk gördüğümde yumuşak zannetmiştim ve sıkınca yumuşamaması beni sinir etmişti.

Ufak bir kahkaha eşlik ediyor sözlerine.

Sonra, bakış açımı değiştirmem gerektiğini hatırlattı bana. Bu objeyi böyle kabul etmeliydim.

Gözleri doluyor.

Ben bunun içindeki güzelliği göremedim ama siz görüyorsunuz. Benim içimdeki güzelliği de gördünüz. Detaylardaki güzelliği görmek güzel, koçum.

Ben de duygulanıyorum.

Bu cam böyle mükemmel, dışı sert ama içi olduğu gibi güzel. Kısacası, benim hayatla yaptığım mutabakatı gösteren bir obje bu. Ben artık değiştim, eridim, sert değilim.


Farkındalıklar, bunları hayata geçirme çabaları, tedirginlik le baş etme tekrarları ile haftalar, aylar geçiyor. Bahar yüzünü göstermeye başlıyor.

Üçüncü cemre dün suya düştü. Havada bahar kokusu var. Ağaç dalları tomurcuklarla dolu. Hatta bazı ağaçlar erkenci, tek tük beyaz çiçekler fark ediliyor. Biliyorum ki yarın daha çok tomurcuk patlamış olacak, dalların üzerindeki beyazlık çoğalacak. Hatta bir hafta sonra ağaç gelinlik giymiş gibi olacak.

Yeni çiçekler yaşama merhaba derken bir kışa daha veda ediyoruz; benim üç saat sonra Umut Bey’e veda edeceğim gibi. Bu, koçluk ilişkimiz içindeki son görüşmemiz olacak. Tam an lamıyla kapanışa hazır olmak istiyorum. Altı aydır biriktirdiğim düşünce ve duygularımı süzgeçten geçirmek için kendime bir saat ayırdım.

Çayımı ve tarçınlı kurabiyemi alıp masamın başına geçiyorum. Dosyaya, yazıp çizmeye ihtiyacım yok. Sadece yüreğimi ve beynimi alıyorum yanıma. Koltuğumu sola doğru çevirip Boğaz’a ve akşam ışıklarının boyadığı pembe gökyüzüne dönüyorum. Bu manzaranın tadını çıkarıyorum bir süre, doğanın canlanıyor olmasına seviniyorum.

Dikkatimi bu genç, heyecanlı yönetici ile geçirdiğimiz saatlere çeviriyorum. Onun için açmış olduğum içimdeki dosyam dopdolu. Konuşmalarımızı, edindiği farkındalıkları, değişimini düşünüyorum. Bazı önemli anlar gözümün önünden geçiyor. Gerçekleştirdiği değişime şahit olmanın verdiği mutluluk, gülümseme olarak yüzüme yayılıyor. Kalkıp bana hediye etmiş olduğu yumurta şeklindeki kehribar renkli cam objeyi avucuma alıyorum.

Elime almış olduğum cama ve içindeki güzel harelere bakarken dört ay sonra arayıp terfi ettiğini bildireceğini henüz bilmesem de içimdeki ses bunun olması gerektiğini söylüyor.

Hedeflerine, gelişimine sahip çıktığını ve tökezlemelere rağmen vazgeçmediğini görmüş olmak beni umutlandırıyor.

Kendine güveninin her gün biraz daha ortaya çıktığını düşününce, aklım bahçedeki bahar dallarına ve hızla çoğalan çiçeklere gidiyor. Ayaz olsa bile doğaya güvenmelerini, koşullara direnmelerini ve meyve vermelerini diliyorum. Potansiyellerini gerçekleştirmelerini istiyorum.

Zaman geçiyor, zil çalıyor. Dalıp zamanı unutmuş olduğu mu fark ediyorum; nedense telaşlanıyorum. Aceleyle kalkıp kapıyı açıyorum. Aşağıdan gelen ayak sesleri merdivenlerin emin adımlarla çıkıldığını fısıldıyor.

Elindeki kocaman kır çiçekleri buketini ve buketin üstünden bakan gülümseyen gözlerini görünce telaşımı ve diğer her şeyi unutup sevinçle elimi uzatıyorum. Eli elimi kavrıyor, güçlüce sıkıyor.

Oldu mu? Bu sefer başarabildim mi elinizi kuvvetlice sıkmayı?

Buketi bana uzatıyor.

Teşekkür ederim, harika bunlar! Çok sevindim, zahmet etmişsiniz.

Biliyorsunuz artık isteklerimi fark etmeye ve kendimi kısıtlamamaya başladım. İstedim ve aldım.

Bu cümlesiyle keyfim iyice artıyor. Ben çiçekleri vazoya yerleştirirken konuşmaya devam ediyoruz. Ailesiyle gitmeyi planladığı tatilden, oğlunun başarılarından söz ediyor.

Çay fincanlarını hazırlayıp yanına geçince, koltuğun arkası na iyice yaslandığını ve sol bacağını sağ bacağının üstüne yere paralel şekilde yerleştirerek oturduğunu görüyorum.

İlk görüşmemizde koltuğun ucuna ilişmiş olduğunu hatırlıyor, keşke ilk görüşmemizde fotoğraf çekseydim diye düşünüp bu düşüncemi paylaşıyorum. “Olsun, şimdi çekin” cevabı üzerine fotoğraf çekiliyor ve bakıp gülüyoruz. Söze o başlıyor.

İki resim arasındaki yedi farkı bulun gibi bir şey oldu bu. Bakış açısı hoş ve fırsatı kaçırmıyorum.

Ne hoş fikir, ilk farkı siz söyleyin.

Bir. Bu adamın kendine güveni daha fazla ve daha pozitif biri. Sıra sizde.

Biraz düşündükten sonra ekliyorum.

İki. İstediklerinin farkında olan ve kendine bunları yapmak için izin veren biri.

O devam ediyor.

Üç. Yaşadığı ana odaklanan ve kendini ifade edebilen biri. Ben düşünürken dördüncü fark da kendisinden geliyor.

Ve dört. Daha esnek biri. Esnek olmadığımı, katılığın yanlış olduğunu fark ettim ve esnedim. Planlarım bozulsa da mutlu olabiliyorum. Kendimi sınırlamıyorum. Sınırladığım noktaları daha net görüyorum.

İçimdeki oyuncu, keyifli seslerle birlikte yerimde iyice doğruluyor, devam ediyorum.

Beş. Ben karşımda tedirgin değil, eğlenceli birini görüyorum şimdi. Gölgesiz, mesafeleri aşmış biri.

İkimiz de gülüyoruz bu oyuna.

Altı. Büyük oğlumla ve eşimle aram çok çok daha iyi. Bir likte vakit geçirirken eğlenebiliyoruz artık. Küçük oğlum bile anlıyor mutluluğumuzu, bebek haliyle…

Yani hayatla mutabakat yaptınız.

Anlattıklarına dalmış, gözümde aile tablosunu canlandırırken son madde geliyor.

Yedi. Yıllar sonra tatile çıkmaya hazırlanan biri var karşınızda. Çünkü hak ediyorum. Hepimiz hak ediyoruz.

Bir süre susuyoruz. Yaşadığı farkındalıkları, ortaya çıkan değişimi şefkatle sarmalıyoruz.

“Devam edelim,” diye başlıyorum söze.

Sizinle, kararlılığınızla, farkındalıklarınızı hayata geçirme çabanız ve becerinizle gurur duyuyorum.

Çiçeklere, ağaçlara, uyanan doğaya bakıyorum. Baharı ve koçluğu seviyorum.

En çok hatırladığınız ne var, sizi en çok etkileyen ne oldu bu süreçte?

Kocaman gülüyor.

“Önemlisin, iyi yanlarını fark et,” demeniz önemliydi. Kendime haksızlık yaptığımı fark edip başardıklarıma odaklandım.

O da ayağa kalkıp yanıma geliyor, bahar dallarını seyrediyoruz birlikte.

Beni mutlu edecek şeyler yerine gereksiz şeylere eğildiğimi ve böyle olunca doğru bakış açısını kaçırdığımı hissettim. Baharın güzelliğini fark etmezdim eskiden.

Nasıl oldu da şimdi fark ediyorsunuz?

Tüm cevaplar benim içimdeymiş. Artık neyi, nasıl yapmam gerektiğini biliyorum.

Bravo size! Çalıştınız mı yoksa, çok net yanıtlıyorsunuz.

Düşüncelerim de netleşti, içimdeki tedirginliği atmış olmam işe yaradı. Gölge beni ele geçiremez artık.

Kafasındaki belirsizlikleri, gereksiz endişeleri yok ettiğini, gerçekten netleşmiş olduğunu görebiliyorum.

Çayları tazelemek için mutfağa geçerken vazodaki çiçeklere dokunup sevgiyle okşuyorum. Bu çiçeklerde duygularını gösterebilen

kendini ifade eden, istediklerini yapan, ihmalkâr olma yan birinin renklerini görüyorum.

Duygularımın yerine oturmasına yardımcı oluyor bu durak sama. İçimdekileri derleyip soruyorum.

Siz beni zaman zaman şaşırttınız. Ya siz? Hangi olay sizi şaşırttı?

Aldığım yanıta ve ifadedeki sade, yoğun duyguya hayran kalıyorum.

Siz, terfi etmek, konuşma yapmak hedeflerimle davranışlarımın örtüşmediğini söyleyince çok şaşırmıştım. Bu gerçeği kabullenmek zor oldu. Kabullenmekse çaba göstermemi sağladı.

Çay bardağımı elime alıp arkama yaslanıyorum. Geçip gitmekte olan vapuru görünce simit istiyor canım. Bir vapur gezisi yapmak için söz veriyorum kendime.

Duyduklarım gözlemlerimi doğruluyor. Gelecekle ilgili de bir söz almaya ihtiyacım var şimdi.

Şimdi, sırada ne var? Yeni hedefiniz ne? Gülüyor, bacak bacak üstüne atıyor.

Bu soruyu soracağınıza emindim. Ben de sizi çok iyi tanıdım bu süreçte ama değiştiremedim.

Cam objeyi işaret ederek gülüyor.

Arkasından da gelişmelerden haberdar etmemi isteyip işi sağlama alacaksınız değil mi?

Ben tebessümle kafamı yukarı aşağı sallarken yanıtını duyu yorum.

Sahiplenmek. Bu sefer kendimi çok iyi sahipleneceğim Kendimi unutmuşum meğerse.

Bu hedefi gerçekleştirmeyi ne sağlayacak?

Mutlu olmak isteğim. Kendimi takdir etmeyi öğrenmiş olmam.

Geçmişe üzülüyor olmalı, gözlerinden bir hüzün bulutu geçi yor. Hemen toparlanıp bu ana geri geliyor.

Gidiyorum ama sizi ziyarete geleceğim. Ayağa kalkıp vazodaki çiçekleri kokluyor.

Fotoğrafı basıp bana gönderirseniz, ben de imzalayıp size geri gönderirim.

Bu cümle üzerine kahkahayı basıyor. Kahkahalar içinde ayrılıyoruz.

Son görüşmeleri, vedalaşmaları sevmem aslında ama bu se fer doksan dakika çok eğlenceli geçiyor.

Merdivendeki ayak seslerini mi merak ediyorsunuz? Bu kez ayak seslerini duymuyorum bile, uçar gibi uzaklaşıyor.

Balkona çıkıp arkasından bakıyorum. Tomurcuklu, çiçekli dallarını sevgiyle uzatmış meyve ağaçları arasından, emin adımlarla geçişini izliyorum.

Bu dünyada vapurlar gibi, yardımlaşma gibi bazı güzellikler yavaş yavaş kaybolsa da, her zaman sevinilecek durumlar olduğunu biliyorum.

‘Biri Beni Dinliyor ‘kitabından


Dilek Yıldırım (MCC) Kurucu Ortak








2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page